# XX. Hükümdarların her gün yaptırdıkları kaleler ve

XX



Hükümdarların her gün yaptırdıkları kaleler ve



öteki şeyler yararlı mıdır, yoksa değil midir?


1. Kimi hükümdarlar devletin güvenliğini sağlayabilmek için uyrukları silahsızlandırmışlar, kimileri egemenlikleri altındaki toprakları bölerek yönetmeyi yeğlemişler, kimileri kendilerine düşman yaratmaya çabalamışlar, kimileri başlangıçta kuşkulu saydığı kişilerin gönlünü kazanmaya çalışmışlar, kimileri kaleler yapmışlar, kimileri onları yıkmışlar, yerle bir etmişler. Buna benzer kararların alındığı devletlerin özelliklerine girilmeden bu konularda kesin yargılara varmanın olanağı olmamasına karşın gene de ben konunun izin verdiği ölçüde genel bir değerlendirme yapacağım

2. Yeni bir hükümdarın uyruğunu silahsızlandırdığı hiç görülmemiştir; tersine, silahsız olduğunu gördüğünde silahlandırmıştır. Çünkü silahlandırmakla, o silahlı gücü sahiplenmiş olursun; sana bağlılığı konusunda kuşku duydukların sana bağlanır, bağlı olanlar da bağlılıklarını sürdürürler ve tüm uyruğun artık yandaşın olur. Uyruğundan tüm insanları silahlandıramadığın için silahlandırdıklarının gönlünü edersen, ötekileri de daha sağlama almış olursun. Onlara farklı davranmış olman silahlandırdıklarını sana borçlu kılarken, ötekiler, daha çok tehlike ve zorunluluk içinde olanların daha ayrıcalıklı olmalarını olağan karşılayarak seni bağışlarlar. Uyruklarını silahsızlandırırsan onları gücendirirsin, ya korkaklıklarından, ya nankörlüklerinden ötürü onlara güvenmediğin kanısı uyandırmış olursun. Her iki durumda da sana karşı nefret uyanır. Silahsız kalamayacağın için sen paralı askerlere yönelmek zorunda kalabilirsin, ama onların da ne mal olduklarını yukarıda söylemiştim; varsayalım iyisine çattın, ama o da seni güçlü düşmanlarından ve uyruğunun kuşku duyduğun insanlarından koruyamazlar.

3. Dediğim gibi yeni bir hükümdar yeni bir hükümdarlıkta her zaman insanları silahlandırmıştır. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Ama hükümdar kendi topraklarına katmak için ele geçirdiği toprakları, o sırada kendi yanında bulduklarının dışında silahtan arındırmak zorundadır. Onları da zamanla punduna getirip etkisizleştirmek ve yumuşatmak gerek, ve tüm ülkede, bir tek sana yakın, eski devletin sınırları içinde yaşayan kendi öz askerlerinin silahlanabileceği bir düzen kurmak gereği vardır.

4. Atalarımız, özellikle bilge olarak bilinenler, Pistoia’yı parçalayarak, Pisa’yı kaleler inşa ederek elde tutmanın gerekli olduğunu söylemişlerdir. Bu nedenle egemenlikleri altındaki kimi toprakları kolaylıkla elde tutabilmek için parçalanmasına izin vermişlerdir. Bu da İtalya’da belli bir dengenin var olduğu zamanlarda uygulanabilir bir yöntemdi. Ama bunun günümüzde geçerli olacağına inanmıyorum, çünkü bölünmüşlüğün kimseye bir yarar sağlayacağı kanısında değilim. Dahası, düşman yaklaştığında bölünmüş kentlerin yitirilmesi kaçınılmazdır; çünkü daha zayıf olan taraf hemen dış güçlere katılır, öteki taraf ise karşı koyamaz.

5. Venedikliler, sanıyorum, yukarıda sözünü ettiğim nedenlerden kalkarak uyruk kentlerde halkın guelfi ve ghibellini adı altında iki ayrı parçaya bölünmesine göz yumdular, ama hiçbir zaman birbirleriyle savaşmalarına izin vermediler. Bu bölünmeyi sürekli işleyerek birbirleriyle didişmelerini körüklediler ve kendilerine karşı birleşmelerini önlediler. Ne ki böylesi bir uygulama işlerine yaramadı. Çünkü Venedikliler Vailà’da yenilir yenilmez taraflardan biri yüreklilik gösterip tüm ülkeyi ele geçirdi. Böylesi uygulamalar hükümdarın zayıflığını gösterir, çünkü gözü pek hükümdarlıklarda böyle bölünmelere asla izin verilmez. Barış zamanında uyrukları daha kolay yönetmek adına yararı olabilir, ama savaş zamanında işe yaramadığı görülmüştür.

6. Hükümdarlar zorlukların ve karşılarına konan engellerin üstesinden geldikçe kuşkusuz büyürler. Yazgı, kalıtsal bir hükümdardan çok, özellikle saygınlık kazanmaya gereksinimi olan yeni hükümdarları kalkındırmak istediğinde, onun karşısına düşmanlar çıkarır; üstesinden gelmek için uğraşmasını gerektiren eylemlere kalkmasını sağlar ve önüne düşmanlarının koyduğu merdivenden tırmanmasını sağlayarak daha yukarı basamaklara çıkmasına yol verir. Çoğu kişi, akıllı bir hükümdarın, fırsatını bulur bulmaz, kurnazlıkla kendisine düşmanlar yaratarak ve yarattığı bu düşmanları tepeleyip saygınlığını kendiliğinden artırması gerektiğini düşünürler.

7. Hükümdarlar, özellikle yeniler, iktidarlarının ilk zamanlarında güven duydukları insanlardan çok, kuşku duyduklarından yarar ve bağlılık görmüşlerdir. Siena hükümdarı Pandolfo Petrucci ülkesini güvendiği insanlardan çok, kuşku duyduklarıyla yönetmiştir. Ama bu konuda genellemeye gitmek olanaksızdır, çünkü durumdan duruma farklılık gösterir. Ancak şunu söylemek isterim: Başta düşman görünenler, eğer var olan konumlarında desteğe gereksinimleri olan türden insanlarsa, hükümdar bunları kolaylıkla yanına çekebilir. Bunlar da çoğunlukla haklarındaki olumsuz izlenimi silmeye yarayacak ölçüde yaptıkları olumlu işlerle hükümdara bağlılıkla hizmet etmek zorunluluğu duyarlar. Böylece hükümdar, fazlaca güvende oldukları için işlerini savsaklayanlardan çok, bunlardan yararlanır.

8. Konumuz gereği, yerli halktan gördüğü yardımla iktidarı ele geçiren hükümdarlara, görmüş olduğu ve görmekte olduğu yardımları hangi gerekçeyle insanların vermiş olduğunu düşünmeleri gerektiğini anımsatmak isterim. Eğer yerli halkın sana özel bir sevgisi yoksa, yalnızca günceldeki iktidardan memnun kalmadıkları için seni desteklemişlerse, senin onlarla dostluk kurman zor ve güç olur. Çünkü senin o halkı mutlu etmen olanaksızdır. Eski ve yeni örneklere bakacak olursak bunun nedeni şudur: Önceki iktidardan mutlu olmayıp da sana dost olan ve iktidarı ele geçirmen için seni destekleyenlerden çok, önceki iktidardan mutlu olup da sana karşı olanlardan dost edinmen daha kolaydır.

9. Hükümdarlar, devletlerini daha güvenli bir biçimde ellerinde tutabilmek için kendilerine saldırmayı düşünenlere engel olacak, durduracak ve beklenmedik bir saldırıda sığınılabilecek bir yer olarak kaleler inşa etmeyi alışkanlık edindiler. Ben eskiden gelen bu alışkanlığı doğal karşılıyorum, ama Messer Niccolò Vitelli’nin[101] zamanımızda ülkesini koruyabilmek için Città di Castello’da iki kaleyi yıktığını biliyoruz. Urbino Dükü Guido Ubaldo[102] , Cesare Borgia’nın gönderdiği sürgünden ülkesine dönünce, o eyaletin tüm kalelerini kökünden yıkmıştı, ve kaleler olmadan ülkeyi elde tutmanın daha kolay olacağını söylemişti. Bentivogliler, Bologna’ya dönünce aynı şeyi yaptılar. Zamanına göre kaleler yararlı mıdır, değil midir? Bir yandan yararlıysa, bir yandan zararlıdır. Şimdi bunu tartışalım.

10. Dış düşmanlardan çok, halktan korkan hükümdar kale yaptırmak zorundadır; tam tersine halktan değil de yabancılardan korkan yaptırmasa da olur. Francesco Sforza’nın Milano’da inşa ettirdiği kalenin, Sforza ailesine yaptığı kötülüğü o devlette oluşan hiçbir karışıklık yapmamıştır, yapmayacaktır. En iyi kale halkın nefretini çekmemektir. Eğer halk senden nefret ediyorsa, istediğin kadar kale yap, gene seni kurtaramaz. Çünkü halk silaha sarıldı mı, ona yardım edecek yabancılar eksik olmaz. Zamanımızda kalelerin bir tek, kocası Kont Girolamo ölünce, Forlì kontesine yararı dokunmuştur; çünkü kale sayesinde halkın saldırısından korunmuş; Milano’nun yardımını beklemiş ve iktidarını yeniden elde etmiştir. O zamanın koşullarında yabancılar bir ülkenin halkına yardıma gidemiyordu; ancak daha sonra kaleler işine yaramadı ve Cesare Borgia ona saldırdığında o ülkenin halkı yabancı güçlere destek oldu. Bu nedenle o dönemde ve öncesinde kalelere sahip olmaktansa, halkının nefretini çekmemiş olması onun için daha iyi olurdu. Durum böyle olunca, ben kale yapanı da, yapmayanı da övgüyle karşılayacağımı, ama kaleye güvenip de halkın nefretini önemsemeyeni de kınayacağımı belirtmek isterim.
