# XVIII. Hükümdarlar sözlerinde nasıl durmalıdırlar?

XVIII



Hükümdarlar sözlerinde nasıl durmalıdırlar?


1. Bir hükümdarın sözünde durmasının ve kurnazlık yapmadan içtenlikli davranmasının ne kadar övgüye değer olduğunu herkes bilir. Ne ki yaşayarak gördük ki zamanımızda büyük işler yapan hükümdarlar öyle sözlerinde duran kişiler değiller, kurnazlıklarıyla insanların akıllarını çelmişler ve sonunda içtenlikli hükümdarlara da üstün gelmişlerdir.

2. İki ayrı savaşım yolu olduğunu bilmek gerekir: Biri yasalara uyarak, öteki zora başvurarak. İlki insanlara özgü, ikincisi hayvanlara. Ne ki çoğunlukla birincisi yetmediği için ikincisine başvurulur. Bir hükümdarın her iki yolu da iyi kullanmayı bilmesi gerekir. Bu ilke hükümdarlara eskil yazarlarca üstü kapalı olarak öğretilmiştir. Bu yazarlar Akhilleus’un ve diğer birçok eskil hükümdarın yetiştirilmeleri için kentaur Kheiron’un[82] okuluna verildiklerini ve orada eğitildiklerini yazar. Yarı insan, yarı hayvan bir öğretmenin denetiminde eğitilmenin anlamı, hükümdarların iki kimlikli olmaları gereğini göstermekten başka bir şey değildir; biri olmadan ötekinin sürekliliği söz konusu olmaz.

3. Hayvan kimliğine bürünmeyi bilmesi gereken bir hükümdar hayvanlardan tilki ve aslanı yeğlemelidir. Çünkü aslan tuzaklardan, tilki de kurtlardan korunamaz. Bu nedenle tuzaklardan korunmak için tilki, kurtlara karşı koyabilmek için aslan olmak gerekli. Yalnızca aslan olarak kalmak isteyenler bu işten anlamayanlardır. Eğer söz vermesini gerektiren gerekçeler ortadan kalkmış ve verdiği söz aleyhine dönecekse, akıllı biri verdiği sözü tutmaz ve tutmamalıdır. İnsanlar iyi yaradılışlı olmuş olsalardı, bu ilkenin geçerliliği olmazdı, ama kötü yaradılışlı oldukları için sana verdikleri sözü tutmayacaklarına göre, senin de sözünde durman gerekmez. Hükümdarlar sözlerinde durmamış olmalarına geçerli gerekçeler bulmakta hiçbir zaman zorlanmamışlardır. Buna zamanımızdan sayısız örnekler verebilirim; hükümdarların sözlerinde durmamaları nedeniyle kaç barışın, kaç anlaşmanın iptal edildiğini; tilkilik etmesini iyi bilenin işlerinin daha iyi gittiğini göstermek olanaklıdır. Ama bunu yaparken allayıp pullamak ve göz boyamak kaçınılmaz olduğu gibi, renk vermemek gerekir. Ve insanlar öylesine basitler ve günün gereklerine uymayı öylesine iyi bilirler ki aldatmaya kalkan kişi, karşısında aldanmaya hazır birini bulur her zaman.

4. Yeni örneklerden birini anmadan edemeyeceğim. VI. Alexander insanları aldatmaktan başka hiçbir şey yapmadı ve hiçbir şey düşünmedi, ama her zaman da aldatacak birilerini buldu. Onun gibisi gelmemiştir. Hiç kimse onun gibi verdiği sözlerde inandırıcı değildi ve hiç kimse bu kadar heyecanla ant içerek vermiş olduğu sözleri hemencecik unutan biri de olmamıştır. Ne ki gene de açtığı üçkâğıtlar amacına ulaşmıştır, çünkü insanların bu zayıf yanını çok iyi biliyordu. Bir hükümdarın yukarıda saydığım niteliklerin tümüne sahip olması gerekmez, ama sahipmiş gibi görünmesinde yarar vardır. Dahası, şunu yüreklilikle söylemek istiyorum ki o niteliklerin tümüne sahip olmak ve onlara uymak tehlikelidir, oysa sahipmiş gibi görünmesi yararlıdır. Örneğin, merhametli, sadık, insancıl, dürüst ve dindar gibi görünmek ve gerçekte olmak gibi; ne ki olmamak gibi bir olasılık karşısında ruhunun buna hazır olması gerekir. Bununla şunu söylemek istiyorum: Bir hükümdar, özellikle yeni birisi iyi bilinmek adına sahip olması gereken bu niteliklerinden devleti ayakta tutabilmek amacıyla vazgeçmek ve iyilik yapmamak; verdiği söze, insanlığa ve dine karşı durmak zorunda kalabilir. Bu nedenle yazgının cilvesine ve olayların değişkenliğine karşı koyabilecek bir ruh kıvraklığına sahip olması gerekir. Yapabiliyorsa, iyilikten uzaklaşmasın, ama gerektiğinde kötü olmasını da bilsin.

5. Hükümdar, yukarıda saydığımız beş nitelikle ilgisi olmayan hiçbir şeyi ağzından kaçırmamaya özen göstermelidir. Öyle bir izlenim vermeli ki onu duyan, onu gören herkes ne kadar merhametli, sözünde duran, dürüst, insancıl, dindar demeli. Dindar görünmesi hiçbir şeyin gerekli olmadığı kadar gereklidir. Genellikle insanlar ellerinden çok gözleriyle yargılarlar; çünkü herkes görür, ama çok az kişi ne olduğunu duyumsar. Çok kimse sen nasıl görünürsen seni öyle görür, ama gerçekte ne olduğunu çok az kişi bilir; o çok az kişi de iktidarın gücünü arkasında bulan çoğunluğa karşı koyamaz. Tüm insanların özellikle hükümdarların eylemlerini sorgulayabileceğimiz bir yetkili makam olmayınca sonuca bakarız. Hükümdar başarılı olmak ve devleti ayakta tutmak için elinden geleni yapmalıdır. Başvurduğu yollar saygın ve övgüye değerdir, çünkü kalabalıklar görünüşe aldanır ve başarıya bakar, dünyada sıradan insanların üzerine çıkacak kimse de yoktur, dayanak noktalarını bulan çoğunluğun karşısında azınlığın söz hakkı olmaz. Zamanımızın, adı bizde saklı bir hükümdarı[83] barış ve sadakatten (imandan) başka bir şeyden söz etmiyor. Oysa ikisinin de can düşmanıdır. Birinden birine bağlılık göstermiş olsaydı, çoğu kez ya saygınlığını ya da iktidarını yitirirdi.
