# XIV. Hükümdarın orduya ilişkin görevleri

XIV



Hükümdarın orduya ilişkin görevleri


1. Bir hükümdarın savaştan, savaşla ilgili yöntem ve düzenlemeden başka bir ereği, bir düşüncesi, bir uğraşısı olmamalı; çünkü savaş, komuta eden kişiye özgü tek sanattır. Bu sanat içeriğinde öyle bir erdem barındırır ki kalıtsal yoldan hükümdar olanın hükümdarlığa çakılıp kalmasını, yalın yurttaşın da hükümdar olmasını sağlar. Tersine, silahlardan çok şatafata önem veren hükümdarların iktidarlarını yitirdikleri bir gerçektir. İktidarın yitirilmesinin birincil nedeni bu sanatın işlevini yadsımak, iktidarı kazanmana yol açan neden de bu sanattan anlamaktır.

2. Francesco Sforza silahlandığı için yalın bir yurttaşken dük oldu, oysa çocukları askerliğin sıkıntılarından kaçacağım diye dükken yalın yurttaşa dönüştüler.[74] Silahtan uzak durmanın verdiği zararlardan bir başkası da insanın küçük düşmesine neden olmasıdır. Daha sonra söyleyeceğim gibi, bir hükümdarın bulaşmaması gereken onursuzluktan biri de başkaları tarafından aşağılanmaktır. Çünkü silahlı biriyle silahsız biri kıyaslanamaz, silahlı birinin isteyerek silahsız birinin emrine girmesi ve silahsız birinin silahlı emir erleri arasında kendini güvende duyması aklın alacağı bir şey değildir. Birinde küçümseme, ötekinde kuşku varken, birlikte çalışıp verimli olmaları olanaklı değil. Askerlikten anlamayan bir hükümdar, sözünü ettiğim başka sıkıntılarının yanı sıra, askerleri tarafından beğenilmez, kendisi de askerlerine güvenmez.

3. Bu nedenle hükümdar, savaş fikrinden hiç mi hiç uzak kalmamalıdır ve barışta savaşta olduğundan daha çok bu düşünceyle boğuşmalıdır. Bu da iki biçimde olur: Biri kuramsal; öteki kılgısal. Kılgısal olarak yapacağı işlerin başında ordularının düzenini sağlamak, talim ve terbiyesini yerine getirmektir, ayrıca her zaman ava gitmektir. Ava gitmekle bedenini sıkıntı ve yorgunluklara alıştırabileceği gibi yerleşim merkezlerinin konumunu, dağların nasıl yükseldiğini, vadilerin ağızlarının nereye açıldığını, ovaların nerelere yayıldığını ve nehirlerin, bataklıkların özelliklerini öğrenecektir. Önem vermesi gereken böylesi bir deneyimin iki yararı vardır. Birincil olarak ülkesini tanımayı öğrenir ve ardından onu savunmayı, ikincil olarak tanıdığı o yerleşim merkezlerinden sonra tanımak zorunda olduğu merkezleri daha rahat bulgulamak olanağını bulur. Çünkü Toscana bölgesindeki tepeler, vadiler, ovalar, nehirler ve bataklıklar öteki eyaletlerdekiyle benzerlik gösterirler. Bir eyaletteki yerleşim merkezini tanımak demek, ötekilerini tanımak anlamına gelir. Bu deneyimden yoksun hükümdar, bir başkomutanın bir olmazsa olmazından uzak kalır. Bu deneyim hükümdara düşmanın bulunduğu yeri, ordugâhını, orduları nasıl yönlendirmesi gerektiğini, günleri ne şekilde planlamayı ve kuşatmayı kendi yararına olabilecek biçimde nasıl yapacağını gösterir.

4. Yazarlar, Akhaların hükümdarı Philipoimen’e[75] değer gördükleri birçok yeteneğinin yanı sıra barış zamanında savaş taktiklerini düşünmekten geri kalmadığı yönündeki övgülerini de dile getirmişlerdir. Araziye çıktığında sık sık mola verir ve yanındakilerle konuyu tartışırmış: –Diyelim ki düşman şu tepenin üzerine mevzilenmiş olsun, biz de burada karargâh kurmuş olalım, hangimiz daha kazançlı çıkarız? Savaş düzenini koruyarak nasıl ilerleyebilir ve üstlerine gidebiliriz? Çekilmek istediğimizde ne yaparız? Ya da onlar çekilmek istediğinde, biz onları nasıl izleriz?– Bir ordunun başına gelebilecek tüm olasılıkları tartışır, onların fikirlerini alır, kendi görüşünü gerekçeleriyle sergilermiş. Bu kılgısal deneyimlerinden ötürüdür ki ordularıyla sefere giderken üstesinden gelemediği sorun olmazmış.

5. Kuramsal çalışmalara gelince: Hükümdarlar tarih okumalılar ve tarihteki ünlü kişilerin girişim ve eylemlerini öğrenmeliler. Savaşta nasıl davrandıklarını, utkularının ve yenilgilerinin nedenlerini araştırmalılar, yenilgilerden uzak durmayı, utkulara öykünmeyi öğrenmeliler. Özellikle kendisinden önce yaşamış övgüye değer, şanlı, şöhretli birine öykünen, ayrıca eylem ve girişimlerini aklından çıkarmayan geçmişteki ünlü birinin yaptığını yaşama geçirmeye gayret göstermeli. Tıpkı Büyük İskender’in Akhilleus’a[76] , Caesar’ın Büyük İskender’e, Afrikalı Scipio’nun[77] Kyros’a öykündüğü söylenir. Ksenophon’un[78] yazdığı Kyros’un yaşam öyküsünü okuyan herkes Scipio’nun bu öykünmeden ne denli şan ve şeref kazandığını, Ksenophon’un Kyros’la ilgili sözünü ettiği namusluluk, sevecenlik, insanlık, cömertlik konusunda Scipio’nun öykündüğü kişiye ne kadar çok benzediğini görecektir. Akıllı bir hükümdar aynı şekilde davranmalıdır. Ve barış zamanında el el üstüne koyup oturmamalıdır. Savaş sırasında yararlanabilmek için kendisini kılgısal ve kuramsal olarak eğitmelidir. Öyle ki yazgısı değiştiğinde karşı koyabilmek için hazırlıklı olsun.
